KTÖB-TR
NEWSLETTER
Müzik terapisinin dünü, bugünü ve yarını
Macaristan’ın iç ve dış siyaset dinamikleri
Wimbledon turnuvasına genel bir bakış
November 2023, Issue 1 of the monthly Ktob-Tr Newsletter
4. YÜZYIL
ENTELLEKTÜELİZMİ
(Sayfa 11)
KTÖB-TR
Dergiyi paylaşmak için
bu qr kodu
kullanabilirsiniz!!
Ktöb-tr İZMİR
WhatsApp Grubu
Üyelik Formu
Ktöb-tr İstanbul
WhatsApp Grubu
Editörün Notu
KTÖB-TR
‘de neler
oldu?
H
erkese merhaba!
Derneğimizin dergisine
olan ilginizden dolayı
çok teşekkür ediyoruz ve tüm
dernek ekibi olarak vakit ayırıp
hazırladığımız dergimizi beğeneceğinizi
umuyoruz. Bu dergi projesini yönetim ekibine
sunan, dergi editörü ve dergi yazarlarından biri
olarak bu alanı oluşumumuzdan bahsetmek için
ayırmanın doğru olacağını düşündüm…
Derneğimiz geçtiğimiz Haziran ayında kuruldu ve
çalışmalarını başlattı. Ekibimizde olabildiğince
farklı şehirlerden kişilerin olmasına özen gösterildi
ve bu sayede az öğrenci olan şehirlerde dahi
temsiliyet sağlanıldı. Yaz tatili sürecinde
kurulmamıza rağmen okulların açılmasını
beklemeden Kıbrıs’ta üyelerle bir araya gelip fikir
alışverişinde bulunulabilmesi için Büyük Han’da
bir etkinlik düzenlendi. Ardından yine
okuduğumuz şehirlere gitmeden önce online
olarak yeni gelecek arkadaşlar için İstanbul,
Ankara-Eskişehir ve İzmir için bilgilendirme
seminerleri düzenlendi. Okul döneminin
başlamasıyla da Ekim-Kasım aylarında ilk olarak
Ankara’da büyük bir Cypriot Night etkinliği,
ardından 2 İstanbul buluşması, İzmir ve
Eskişehir’de ise birer etkinlik düzenlendi.
Yıl boyunca etkinliklerle, aylık olarak
yayınlayacağımız dergimizle ve daha birçok farklı
şekilde üyelerimizle sıkı iletişim halinde çalışmaya
devam edeceğiz. Umarız ki Kıbrıslı Türk gençler
için faydalı bir şeyler başarabiliriz!! Ben artık sözü
daha da uzatmadan duruyorum ve sizleri dergi
içerikleri ile baş başa bırakıyorum. İyi eğlenceler!
Necdet Yulaf
İçerikler
Bilincin Kuantum fiziği,
sayfa 7
Geçmiş filozoflardan bugünki bilim
camiasına bırakılan en büyük
miraslardan biri; Bilinç!
Arda Tınazlı’nın kaleminden
inceliyoruz…
Sosyal Öğrenme Teorisi,
sayfa 21
Hayattan kopmamak ve dünyadaki
gelişmeler ile bağlantıda kalmak adına
görsel medya vazgeçilmezimiz olmuş
durumda. Fakat medya içeriğinin
bilinçaltımıza olan etkileri neler?
Yağmur Ergör’ün kaleminden
öğreniyoruz
Wimbledon Tenis
Turnuvası,
sayfa 13
Tenis sporunun tarihsel ilerleyişini,
1800’lü yıllar Fransa’sından günümüz
İngiltere’sine Wimbledon turnuvası
çevresinde inceliyoruz…
Araştıran-yazan Tamer Koç…
Macaristan Fidesz Demokratik Gerileme,
sayfa 23
FIDESZ’in ortaklık hükümeti, parti politikasının yıllar
içindeki evrimi ve Macaristan’ın AB’den uzaklaşması.
Araştıran-yazan Hüseyin Arsal…
23
Ruhun Gerçek Gıdası: Müzik,
sayfa 17
Müziğin huzur ve mutluluk veren doğasının tarihi yanını
inceledikçe aslında bunun Roma İmparatorluğundan beri
bilindiğini görüyoruz. Peki müzik tedavisinin günümüzdeki
kullanım derecesi yeterli mi?
Onan Aktuğ’un araştırmaları doğrultusunda tartışıyoruz…
17
Uzayda İlk Albüm,
sayfa 25
Güney Ontario'da bir mısır çiftliğinde hayata gelen ve genç yaşta
uçmaya ilgi duyan Chris Hadfield’ın, yıllar sonra Uluslararası
Uzay İstasyonun’da Space Oddity şarkısını yer çekimsiz
ortamda söylemesine uzanan hikayesi…
Demren Erciyas’ın kaleminden…
25
Ve daha niceleri…
Thomas Hobbes ne demek istiyor?
Thomas Hobbes’a göre bir ülkede güvenlik her zaman özgürlükten daha
önceliklidir. Hatta bu güvenliği tesis etmek için mevcut iktidar her yolu
deneyebilir. “İnsan, insanın kurdudur” sözü ile de aslında bahsedilen budur.
Yani insan yaradılışı gereği zaten kötüdür. Kötülük insanın kendisidir ve
güçlü bir otorite tarafından dizginlenmelidir.
Hobbes felsefesinin otoriter rejimlerden yana olmasının sebebi İngiliz İç
Savaşı ve dönemin vahşetidir. O dönemin kargaşa ve anarşisine tanık olan
Hobbes, kendi siyaset felsefesini bu etkinin tesiri altında şekillendirmiştir.
Bu sebeple hükümet otoritesi çok kötü ve zararlı olsa bile kaos ve savaştan
daha makuldür. insanların güven içinde yaşamalarını ve her eylemlerinin
sonucunun ortak faydaya yönelik olmasını sağlamak amacıyla hakların bir
kişiye ya da bir kurula devredilmesi gerektiğini ve bu kurulun da
devredilen hakları gözetmesi, haksızlıklara karşı cezalandırıcı bir görevi
olmasını öngörmüştür.
Thomas Hobbes insanın işbirliğine uygun olmadığını, aksine insanın her an
bir olumsuzluk yaratma peşinde olduğunu anlatır. Bu sebeple devlet
mutlak gereklidir. İnsanların tüm tehlikelere karşı can ve mal güvenliklerini
sağlama almanın yolu budur. Bireyler arasındaki sulh ve işleyişi
sağlamanın tek yoludur. Hobbes bu yaratılan yapay gücü Leviathan olarak
adlandırır. Böylelikle Leviathan güç kullanma tekeline yegane sahiptir. Bu
durum modern devletin, ulus devlet olgusunun çıkış noktasıdır.İnsanlar
haklarını Leviathan isimli bir Ejderhaya başka bir deyişle Ölümsüz
Tanrı’ya devrederler. Bunun karşılığı olarak ise Leviathan’dan istikrar ve
selamet beklerler.
Michael Haneke
Avusturyalı yönetmen Michael Haneke ilk uzun metrajlı filmi 7. Kıta
ve daha sonraki filmleri ile modern refah toplumunu eleştiren kült bir
yönetmen.
İlk üçlemesi ile (The Seventh Continent (1989), Benny's Video
(1992), ve 71 Fragments of a Chronology of Chance (1994)) yozlaşan
Avrupa insanınına ciddi bir eleştiri getirdi. Filmlerinde konu genelde
çekirdek bir aile etrafında gelişir ve bu ailenin başına feci bir son
gelir. Odaklandığı nokta: Yozlaşan aile kurumu, sosyal duyarsızlık ve
duygusal çöküş… Maddi olanaklara, sanatsal doygunluğa, mesleki
başarılara, art arda gelen terfilere, dolup taşan alışveriş arabalarına
rağmen hissizlik modern insanın kronik bir rahatsızlığıdır onun için.
Haneke, tüketim kültürünün, süper marketlerin, okulların,
apartmanların ve kent yaşamının kaotik atmosferine hapsolmuş
tatminsiz bireyleri anlatır. Genelde de hissizliğe saplanma ve
duygusal açlık vurgusu ön plandadır. Bolluk ve refah simgesi
sofralarla, plaklar, güzel mobilyalarla dolu evlerde iletişimsizlikten
kıvranan ailer Haneke’nin odak noktasıdır. Şiddet ve şiddetin
sıradanlaşması da onun filmlerinde yer alan konulardandır.
O her şeyi en saf haliyle bize sunar. Tüm gerçekliğiyle. Tezatlarıyla
ve karmaşasıyla. Bazen de gerçekliğin durgunluğu ile boğar bizi.
Ekrandan yüzümüzü çevirmek zorunda kalırız. Çünkü ekranı bir ayna
gibi kullanır. Zihinlerimize girer, vicdanımızı esir alır…
Kısa Kısa Kültür
Karbondioksit gübrelemesi
Bitkilerde besleme yalnız gübre ve sudan ibaret değildir. Macro ve micro
elementlerin bitki bünyesine alınımı haricinde daha temelde etkin bir
fotosentez sağlanmalıdır. Bitkisel üretimde amaç verim ve kalitedir. Yani
para kazanmaktır. Bunu sağlayabilmek için de hem bitki fizyolojisine
hakim olmak hem de pazarın taleplerine yetişmek gerekir. İyi düzeyde bir
vejetatif gelişim ve generatif gelişim hedeflenmeli. Bu ikisi arasında
fizyolojik bir denge sağlanmalıdır. Bu gelişimlerin etkin gerçekleşmesi
bitki bünyesindeki sentez faaliyetlerine dayalı. Amacımız sağlıklı bir
organel gelişimi ve kaliteli bir hasat. Dolaysıyla iyi bir fotosentez iyi bir
solunum gerekir.
İyi bir fotosentez için tepkimenin girdilerini eksiksiz ortama sunmak
gerekir. Örtü altı yetiştiriciliğinde bazen bu girdiler ortamda istediğimiz
düzeyde bulunmaz. Karbondioksit konsantrasyonu 300 ppm düzeyinin
altına düşer. Bu oran açık havada 350 ppm düzeyinde iken aslında bitki
için optimum değerler bu düzeyin çok üstündedir. Bu sebeple
karbondioksit gübrelemesi gereklidir.
Özellikle kış aylarında örtü altı sistemlerimizi dış çevresel etkilerden izole
etmek gerekir. Yani soğuktan korunmak. Üretim yaptığımız alanda
iklimlendirme sağlamak. Bunu yaparken de üretim alanımızı dışardan izole
ederiz. Yoğun fotosentez faaliyeti neticesinde sistemimizde bulunan
karbondioksit oranı kritik düzeylere düşer. 100 ppm düzeyinde hücresel
düzeyde ölümler söz konusudur.Bu sebeple karbondioksit gübrelemesi
gereklidir.
Karbondioksit gübrelemesi erkencilik sağladığı gibi optimum fotosentez
şartlarını bize sağlar. Domateste bu 1000 ppm düzeyinin üstündedir ve açık
havada bu düzeye erişmek mümkün değildir. Tabi bu gübrelemeyi
gerçekleştirmek teknolojik yatırım gerektirir. Kuzey Avrupa ülkelerinde ve
özellikle Hollanda’da bu yatırımlar yaygındır.
AB ve Ukrayna Krizi
Avrupa Birliği'nin oluşturulması ne kolay ne de hızlı oldu, ancak
yapılan fedakarlıklar kesinlikle buna değdi, çünkü bölgede barış ve
refahın anahtarı oldu. AB üyesi olmak, bölgedeki birçok ülke için son
derece arzu edilen bir durumdur, hatta politikacıların yaptıkları
siyaseti şekillendirmektedir. Ancak Ukrayna'daki son yaşananlar,
civardaki AB üyeleri için önemli bir tehlike oluşturuyor…
Şubat 2022'de Rusya, eş zamanlı hava ve füze saldırılarıyla Ukrayna
istilasına başladı. Bu, 1945 Berlin Muharebesi'nden bu yana
Rusya'nın en büyük kara operasyonuydu. Savaş, Rus ordusu
tarafından farklı bölgelerde başladı ve bölgeyi hızlı bir şekilde
"askersizleştirmeyi" planlıyordu. Ancak istila, Ukrayna topraklarının
tamamını ele geçirmekte başarılı olamadı…
Rusya Ukrayna'yı ele geçirmede başarılı olamasa da, bu savaş AB'yi
Rusya'nın yaklaşğını ve er ya da geç AB topraklarının aynı sorunla
karşılaşabileceğini fark ettirdi. Bu farkındalıkla, AB'nin iç siyaseti
yeni bir soru ile çalkalanmaya başladı: Nasıl daha geniş ve daha
güçlü olabiliriz?
Elbette bu, özellikle Brexit sonrası, AB'ye daha fazla ülkenin
katılması anlamına gelir. Ancak aynı zamanda iç yapıda bazı
değişiklikler de getirir. Bu kriz sonrası AB'nin nasıl şekilleneceğini
göreceğiz, umulur ki bölgedeki huzuru tesis etme yolunda olacaktır...
Bilincin Kuantum Fiziği
By Arda Tınazlı, 31 October 2023
“Deneyimleyebileceğimiz en güzel şey gizemdir. Bu, tüm gerçek sanat ve bilimin kaynağıdır. Duygu yabancısı olan ve
artık merak etmeyi ve hayranlıkla durmayı bırakan biri, ölüden farksızdır —onun gözleri kapalıdır. #
– Albert Einstein”
Fig 1 – “Soluk Mavi Nokta”. Şubat 14, 1990, NASA’nın ‘Voyager 1’ isimli uzay aracı tarafından
çekilmiştir. Güneş sisteminden ayrılırken, güneşten 3.7 milyar mil uzaklıkta, bir güneş ışını
huzmesi içerisinde beliren ‘yalnız’ dünyamızı, sonsuzluk huzurunda, son kez seyrediyoruz.
Bilinç, karmaşık bir kavramdır: Kendinize ‘Ben kimim ve ben neyim?’ sorgulamasını yaptıran şeyin ta
kendisi olduğunu söylersek pek de haksız sayılmayız. Farklı felsefeler tarafından binlerce yıldır açıklanıp
tartışılmasına rağmen, bilinç, "hayatımızın en tanıdık ve en gizemli yönü" olarak kalmaya devam ediyor.
Sanırım, konu hakkında genel bir fikir birliği olan tek husus da varoluşudur.
İndirgemecilere göre, bilinçli insanda varolan nöral aktiviteler atomlarına ve enerjiye indirgenebilir. Bu
bakış açısı da iki temel varsayıma dayanır:
İnsanların algıladığı gerçeklik tamamen fiziksel unsurlardan oluştuğu için evrende ekstra fiziksel varlıklar
bulunmaz,
•Her bilim dalının kullandığı yasalar ve terimler, fizik dilinde tamamen ifade edilebilen daha karmaşık bir
yasal setin sadece kısaltmalarıdır.
Bu iddia, yaşamın metafiziksel bir olgu olduğunu savunan direnç ile uzun süredir çatışma halindedir. Bu
yeni, anti-indirgemeci bakış açısını kişi öldükten hemen sonra ortaya çıkan temel fark ile izah edebiliriz:
Canlı vücudu oluşturan tüm atomlar ölü vücutta da bulunur, ancak kişinin öznel deneyim ve anıları kalıcı
olarak kaybolur, ki bu da, fiziksel bir bedenin ötesinde, geleneksel olarak 'ruh' olarak bilinen ‘ayrı’ bir
benlik katmanının varlığına işaret ediyor.
Fig 2 – René Descartes ve ‘Kartezyen
Şeytan Düşünce Deneyi’. Bu deneyin
sonucunda Descartes, gerçekliğinin
değiştirilemez tek parçasının zihinsel
varlığı olduğunu fark edip, o meşhur sözü
söylemiştir: “düşünüyorum, öyleyse
varım.” (“Cogito, ergo sum”). Bu onun
zihin-vücut ikililiğinin farkında olduğunu
gösterir.
Zihin-vücut ikirliği fikrinin mimarlarından olan Descartes
dahil pek çok insan, zihin ve vücut arasında bir ilişki
olduğunu kabul eder. Hatta Descartes bu ilişkinin beyin
sapının arka üstündeki, yetişkinlerde kalsifiye olup ‘taşlaşan’
pineal bez ile sağlandığını söyleyecek kadar ileri gitmiştir!
Örneğin bir kişi ayağını duvara çarptığında, nöral kaskat
çalışmaya başlar. Materyalistik yaklaşım, ağrı hissinin
tamamen nöral aktiviteye karşılık geldiğini öne sürerken,
ikirlik yaklaşımı ağrı hissinin nöral aktiviteyle aynı
olmadığını, ancak aralarında bir ‘bağlantı’ olduğunu kabul
eder. Peki bu bağlantının arkasında yatan gerçek mekanizma
nedir ya da bağlantı aslında sadece bir yanılsama mıdır?
Roger Penrose, tüm insan eylemlerinin, nöronal aktivitenin
karmaşık bir koreografisini gerektirdiğini temel alarak ilk
adımını atmıştır. Beyin boyunca bulunan nöronlar,
birbirlerine nörotransmitter adı verilen maddeleri
salgılayarak elektriksel sinir uyarısının (depolarizasyon)
iletimini düzenlerler. Bu, içsel veya dışsal çevresel uyarılara,
örneğin vücut hareketlerine yanıt verilmesini sağlar.
Nörotransmitterleri iletmeye yardımcı olan nöronların özel bir kısmı, 'mikrotüp' adı verilen gizemli bir
yapıdan oluşur. Yapı, ince bir tüp şeklinde olup tübülin proteini içerir. Mikrotüplerin uzun, tüp şekilli
yapısı, elektriksel uyarıları taşımalarını sağlar ve tüm nöronlarda spesifik dizilişlerde bulunmaları,
Penrose’a bu tüplerin sadece tek bir işleve sahip olmamaları gerektiği ilhamını vermiştir.
Fig 3 – Schrödinger’ın kedisi. Sistem izlendiği zaman ya
saat yönünde ya da saat yönünün tersine dönen elektronlar
tarafından kontrol edilir. İzlenmediğinde ise hangi yöne
dönüldüğünü bilemeyiz ve süperpoz bir halde olduklarını
kabul ederiz. Kutunun içinde kapalı olan kedimizin hayatı
elektronların o an döndüğü yöne bağlıdır. Kutuyu açmadan
kedimizin yaşıyor mu ölmüş mü olduğunu hiç bir zaman
bilemeyiz, o yüzden aynı elektronlar gibi kedimizin de
süperpoz bir durumda takılı kaldığını söylemekten başka
bir şey gelmez elimizden.
Penrose, uzun ve titiz değerlendirmeler sonrası,
mikrotüplerin iç yapılarının hücreler içinde ve
ardından bitişik hücreler arasında dolanmış
kuantum sistemleri oluşturabileceğini öne sürdü.
İç yapılarının, beyindeki dış çevresel etkilerden
yeterince izole olduğunu ve bu sayede bir süre
boyunca süperpoz durumda kalabildiklerini iddia
etmektedir. Süperpoz durum, nihayetinde beynin
kimyasal çevresi tarafından etkilenir ve belirli
nöronların belirli bir sinyal kombinasyonunu
ateşlemesine neden olur.
Kuantum fiziğine göre, bir kuantum sistemi
birden fazla durum kombinasyonunda bulunabilir.
Başka bir deyişle, bu teori, beynin bir fiziksel
sistem olduğunu kabul eder, ancak son derece
özelleşmiş yapısı sayesinde insan eylemlerini
rastgele etkileyebilecek kuantum seviyesi
etkilerin olabileceğini de öne sürer.
Mikrotüplerin kuantum durumları
insicamlı olduğundan, onları tek bir
sistemin küçük parçaları olarak
hayal edebiliriz. Bu tür bir kuantum
bilinci, bireyin özgür iradesine yol
açan mekanizmayı oluşturan tüm
beyin yapısını içermelidir. Bu teori,
insan zihninin fiziksel dünyadan
bağımsız bir varlık olmadığını
ancak sadece katı kanunlar altında
kaderi çoktan çizilmiş seçimler
yapmaya mahkum olduğunu da
reddeder.
Kısacası, bilinç belirli bir doğal sınır
çerçevesinde olmak zorunda olsa da
kuantuma dayalı ‘hür yaftasını
takabileceğimiz istatiksel
kararlarımız ile şekillenir.
Evrenin kendi kendisini anlama çabası olan biz, bilinçli varlıklar, her zaman olduğu gibi bundan sonra da
kendimizi anlamak için düşünmeye ve evreni meraklı gözlerle izlemeye devam edeceğiz.
Kaynakça
1.Maureen L Pope. December 1982. Personal construction of formal knowledge, Humanities Social Science
and Law,13.4, pp. 3–1. [see]
2.Hart, W.D. 1996. "Dualism." in A Companion to the Philosophy of Mind, edited by S. Guttenplan. Oxford:
Blackwell. pp. 265–267. [see]
3.Aristotle. [c. mid 4th century BC] 1907. On the Soul (De Anima), edited by R.D. Hicks. Cambridge:
Cambridge University Press; 1968. Books II-III, translated by D.W. Hamlyn, Clarendon Aristotle Series.
Oxford: Oxford University Press. [see]
4.Gillespie, Michael Allen . 1994. Chapter One: Descartes and the Deceiver God”. Nihilism Before
Nietzsche. Chicago: University of Chicago Press. pp. 1–32, 263–264.
5.Griffiths, David J. 2004. Introduction to Quantum Mechanics (2
nd
Edition). Prentice Hall.
6.Atmanspacher, Harald. 2004. "Quantum Approaches to Consciousness”. The Stanford Encyclopedia of
Philosophy (Summer 2020 Edition). Edward N. Zalta (ed.) [see]
7.Wigner, Eugene. 1961. "Remarks on the mind-body question". In Good, Irving John (ed.). The Scientist
Speculates. London: Heinemann. pp. 284–302. [see]
8.Penrose, Roger. 1999. The Emporer’s New Mind: Concerning Computers, Minds, and the Laws of Physics
(New ed.). Oxford: Oxford Univ. Press.
9.Ohi R, Zanic M. 2016. Ahead of the curve: new insights into microtubule dynamics. [see]
İTÜ Ayazağa
Kampüsü
Dernek ekibimizin İstanbul Teknik Üniversitesi gezisinden bir görüntü.
Etkinlik düzenlemesinde emeği geçen arkadaşlara teşekkür ederiz.
Eğitim, yüzyıllar boyunca dinamik bir tanıma sahip
olmuştur. Eğitimli olmak, günümüz toplumunda size
statü kazandıran istenen bir özelliktir, ancak bu her
zaman böyle değildi. Entelektüel olmak, farklı zaman
dilimlerinde farklı şeyleri ifade etti. Bir antik filozof
örneği üzerinden inceleyip çıkarımlarda bulunalım...
Bu olay sonrası yaşananlar kesinlikle benzersizdir*, ancak bu kadarı dahi, eski zamanlarda bir
entelektüel kişinin yaşam tarzını görmemiz için yeterlidir. Bu filozoflar, hiçbir güçten
korkmuyorlardı ve maddi bir karşılık beklemeden araştırıyorlardı. Ancak burada fark etmeliyiz
ki Diyojen, muhtemelen bugünün beşinci sınıf öğrencisi kadar doğa bilimleri bilgisine sahip
olduğu bir gerçek. Onun bir entelektüel olmasını sağlayan sahip olduğu bilgi miktarı değildi,
çevresini öğrenme ve araştırma güdüsü idi. Bugün okulda birçok şey öğreniyoruz, ancak
bunların ne kadarını derinlemesine içselleştiriyoruz? Örneğin, pusuladaki kuzey çizgisinin
Kuzey Kutbu'nu gösterdiğini biliyoruz, ancak neden olduğunu biliyor muyuz? Doğal olarak, bir
mıknatısın kuzey ucu başka bir mıknatısın güney ucunu çekecektir. Peki, pusulanın kuzey ucu
nasıl oluyor da Dünya'nın Kuzey Kutbu tarafından çekiliyor?** Belki de bazı bilgileri sadece
ezberliyoruz…
Antik çağlarda, eğitimli sınıf filozoflardı. Onların
entelektüel yaşam tarzını anlamak için, önce o
dönemdeki sıradan bir insanın yaşamını anlamamız
gerekiyor. Örneğin 4. yüzyıl toplumunu incelersek, o
dönemde birçok toplumsal sınıf bulunuyordu. Kral, her
şeye hakim bir güce sahipti ve tanrısal olduğu
şünülüyordu. Onun ardından gelenler, ona kıyasla
daha az güce sahip olan dini liderlerdi. Bu sınıfların
hemen altında ise, çoğunlukla ordu komutanları veya generaller tarafından oluşturulan aristokratlar yer
alıyordu. Bu sınıfların dışında, günlük yaşamın tamamını geçimlerini sağlamak için harcayan sıradan
insanlar bulunmaktaydı. Dönemin önemli krallarından Büyük İskender, 20'li yaşları boyunca birçok yeri
fethetmişti ve 30 yaşına geldiğinde günümüzde bilinen çoğu ülkenin kontrolünü ele almıştı. Krallığının
sınırları Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanıyordu. Bu kadar büyük bir güçle, kendisi Zeus'un oğlu
olarak kabul ediliyor ve insanlar ona yarı tanrı diyorlardı.
Filozofumuza, Diyojen'e gelirsek, o küçük bir köyde yaşıyordu, ancak sıradan bir köylü gibi değildi. Sadece
hayatta kalmasına yetecek kadar çalışıyor ve zamanının çoğunu
yaşamın anlamı hakkında, evreni açıklamaya çalışan eski filozoflar
hakkında düşünerek geçiriyordu. Günlerini uzanıp Ay ve Güneş'i
gözlemleyerek geçiriyordu.
Güneşli bir günde, Diyojen gökyüzünü izlerken, etrafında askerlerle
dolu bir adam yaklaştı. Bu güçlü adam, Büyük İskender’in ta
kendisiydi! Diyojen'in yanına gelip ona herhangi bir dileğininin yerine
getirileceğini söyledi. Bu, hayatta bir kez ele geçebilecek bir şanstı,
ancak Diyojen, dünyevi ihtiyaçlardan o kadar uzak bir durumdaydı ki
şünmeden “yarı-tanrı” denilen Büyük İskender’e, “Işığımı kapatma,
başka ihsan istemez!” dedi…
Gücün İkililiği
By Necdet Yulaf, 17 October 2023
Figure 1
Figure 2
Günümüzde, eğitim dediğimizde aklımıza okullar ve üniversitelerde aldığımız resmi eğitim gelebilir,
ancak eğitim çok daha fazlasıdır. Unutmamalıyız ki bu tür resmi eğitim hayatımıza çok yakın bir
zamanda girdi, ancak eğitimli olmak her zaman tatmin edici bir yaşamın anahtarı olmuştur. Lisans
veya yüksek lisans derecesi almak bugün oldukça normal ve yaygındır, bu nedenle kendisini bir
entelektüel olarak gören herhangi bir kişi, eğitimin tanımını yalnızca bununla sınırlamamalıdır. Bir
entelektüel olmak, ortalamanın üzerine çıkmak anlamına gelir, etrafınızdaki insanlarla yarışmak değil;
ancak kendinizle yarışmak anlamına gelir. Etrafınızdaki insanları potansiyellerine ulaşmaları için
teşvik etmek, başkalarının başarısını kutlamak anlamına gelir.
İçinde bulunduğumuz dönemde entellektüelliğe olan ihtiyaç çok arttı, teknolojik ilerlemeler bizi
bencilleştirdi: sosyal medyada bizimle aynı düşüncede olan içerikleri gün boyunca görüyoruz, karşıt
fikirlere maruz kalmıyoruz. Bu, daha fazla kutuplaşmaya yol açmaktadır. Özellikle bizim gibi bir
toplumda, KKTC’de, ihtiyacımız olan son şey kutuplaşma ve bölünmedir. Bu durumun farkında olan,
kendisini entelektüel sınıfta konumlandıran ve kitleleri kontrol etmek amacıyla tasarlanmış tuzaklara
şmeyen, bağımlılıklarından kurtulmuş “entellektüellere” ihtiyacımız var. Ve genç nesil olarak,
kendimizi koruma, bilgi ve beceri düzeyimizi artırma ve çaba harcama sorumluluğumuz var. Sadece
kendimiz için değil, toplumumuzun da geleceği için..
Kaynakça:
*Diyojen ve Büyük İskender arasındaki diyalogun devamı
**Pusulalar nasıl çalışır?(Eng)
As Pompeii Crumbles, April 24, 2015 (4. yüzyılda toplumsal sınıflar)
TES VE WIMBLEDON
TURNUVASI
Tenis, kökleri Orta Çağ Fransa'sında elle oynanan bir oyuna
dayanan ancak bugünküne oldukça yakın şekilde 1800'lü
yıllar İngiltere'sinde oynanmaya başlayan bir olimpiyat
sporudur. Teniste 4 sayı alan tenisçi bir oyunu, 6 oyunu
kazanan tenisçi bir seti, 3 setin ikisini veya 5 setin üçünü
kazanan oyuncu da maçı kazanmış olur. Kazanılan her
sayıda oyuncunun puanı 15, 30, 40 ve oyun şeklinde artar.
Her sayının, oyunun ve setin önemi kortta kendini çok
çabuk gösterir.
Sadece fiziksel bir spor olarak görünen tenis aslında
büyük bir psikolojik savaştır. Bir tenis oyuncusu kendi
içinde yaşadığı bu heyecan ve korkuya yenik düşerse
peş peşe sayı kaybeder ve maçı verir. Tenisi izlemesi
keyifli bir spor haline getiren şey de tüm bu durumların
korta yansımasının seyirciye çok çabuk geçmesidir. Bir
taraf servis atarak oyun başlatılır ve binlerce gözün bir
sağa bir sola baktığını görürsünüz…
Her tenis oyuncusunun hayali: Grand Slam
Tenis sezonu neredeyse her kıtada gerçekleşir ancak 4 Grand Slam korttaki en büyük etkinliklerdir. Grand
Slam her tenis oyuncusunun hayalidir. Beş ana türde kort vardır. Kortların yüzeyinde kullanılan malzemeye
bağlı olarak her topun yüzeye sekmesindeki hızı farklıdır. En bilinen beş kort türü toprak, çim, sert yüzey,
halı saha ve sentetiktir. Grand Slam’lerden Avustralya Açık Tenis Turnuvası ve Amerika Açık Tenis
Turnuvası sert yüzeyde, Fransa Açık Tenis Turnuvası toprak(kil) kortta ve Wimbledon Tenis Turnuvası da
çim kortta oynanır. Bu tenis turnuvaları yani “Grand Slam”; en prestijli, en çok para ödülünün olduğu ve
bütün tenis izleyicilerinin bildiği, bütün tenis yıldızlarının kortlarda nefes kesen karşılaşmalara imza attığı
turnuvalardır. Bu turnuvalar tarihin bir parçası. Bugünkü konumuz ise Wimbledon Tenis turnuvası…
Tenis Tutkunlarının Heyecanla Beklediği Turnuva: Wimbledon
Wimbledon Tenis Turnuvası ya da kısaca Wimbledon, tenis sporunun en eski ve en prestijli turnuvasıdır.
Wimbledon, 1877 yılından beri her yıl düzenlenir. Wimbledon tarihte yalnızca Birinci ve İkinci Dünya
Savaşı yıllarında ve pandemi döneminde düzenlenmedi. İngiltere'nin başkenti Londra'da her yıl haziran
ayının son haftasında başlayan turnuva iki hafta sürmektedir. Wimbledon'daki çim kortlar, top yerden
fazla yükselmediği için hızlı servisleri ve güçlü vuruşları olan oyunculara ek avantaj sağlarken
puanların diğer kort çeşitlerine göre daha kısa sürdüğü çim kortta, heyecan seviyesi de doruğa çıkıyor.
Roger Federer, Novak Đoković, Serena Williams, Venus Williams gibi pek çok efsane sporcu
Wimbledon’ın ikonikleşmiş bir hal alan Merkez Kortu’nda isimlerini tarihe yazdırdılar.
Bu turnuvada oynanan tenisin üst seviyede
olmasının yanı sıra gerek gelenekleri ve ritüelleri
gerek kurallarıyla Wimbledon, tenis sporunu çok
daha farklı bir seviyeye taşıyor. Wimbledon
kazananları kupalarını eve götüremiyor. Kupalar
All England Club’ın müzesinde sergilenirken
sporculara kupanın küçük bir kopyasını
veriyorlar. Wimbledon’da dikkat çeken
kurallardan biri de sporcuların beyaz giymesi
gerektiği. Bu kuralı çok sıkı uygulayan
Wimbledon yönetimi geçtiğimiz yıllarda Roger
Federer’in çıkmış olduğu bir tenis maçında
ayakkabısının tabanı turuncu renkte olduğu için kurala aykırı bulmuş ve ikinci tur maçında farklı bir
ayakkabı giymesi istenmişti.
Wimbledon Tenis Turnuvası’nın vazgeçilmez
isimlerinden biri şahin Rufus! Her gün maçları
izlemeye gelen binlerce kişinin yemek artıklarını
tüketmeye gelen güvercinleri korkutmakla
görevli olan Rufus, maçların güvenilir bir şekilde
tamamlanmasını sağlıyor.
En İngiliz vari organizasyonlardan biri olan
Wimbledon Tenis Turnuvası boyunca 350 bin
fincan çay tüketiliyor. Turnuvanın vazgeçilmezi olan çilekler (yaklaşık 28 bin kilo) üzerindeki 7 bin
litre krema ile birlikte Wimbledon’a getiriliyor. Krema ve çilek, Wimbledon Tenis Turnuvası’nda her
yıl geleneksel olarak tüketilen ikilidir.
Bu sene gerçekleşen 136. Wimbledon Tenis Turnuvasında son yılların yıldız ismi Novak Đoković 8.
Wimbledon Şampiyonluğu için finale adını yazdırmışken genç ve yetenekli İspanyol raket Carlos Alcaraz
2023 Şampiyonu olarak ismini Wimbledon’ın tarihi duvarına ve kupasına yazdırmayı başardı. Wimbledon'ı
en fazla kazanan erkek tenisçi ise İsviçreli efsane isim Roger Federer. Djokovic bu sene kazanmayı
başarabilseydi Federer ile Wimbledon şampiyonluklarını eşitleyecekti. Kadınlarda ise yine her zaman
gördüğümüz isimlerden farklı biri olan Çek raket Markéta Vondroušová 2022 finalisti olan Ons Jabeur’i
yenerek şampiyon oldu.
İstanbul’da Bahar
25 Ekim 2021, Üsküdar sahili.
Mevsim değişimi dönemlerinde hava durumunun nasıl olacağı
İstanbul gibi yüksek nemli bölgelerde hiç belli olmuyor. Bu
belirsizlik dönemlerinde okula giderken veya okuldan dönerken
ılık, yazdan kalma bir hava ile karşılaşınca hissedilen duygular
kelimelerle anlatılamaz. Ancak belki bir görsel iş görebilir:)
Burada da dernek üyeleriyle, boğazın Avrupa tarafında,
Bebek Sahilde gerçekleştirdiğimiz buluşmamızdan bir
kare.
22 Ekim 2023
Ruhun Gerçek Gıdası: Müzik
Onan Aktuğ, 23 Ekim 2023
Müzik binlerce hatta milyonlarca yıldır hayatımızın ayrılmaz parçalarından biri olmuş,
birçoğumuza yaşantımız boyunca güç ve ilham vermiştir. Günümüzde müziğin iyileştirici
kuvveti ve terapötik etkisi tıp literatüründe de yerini almış ve bireyin fiziksel, duygusal ve
zihinsel sağğını korumak için değerli bir araç haline gelmiştir.
İnsanlığın başlangıcından itibaren müziğin
terapötik etkisi farklı medeniyetler, kültürler
ve inançlar tarafından fark edilmiş, günümüze
kadar taşınmıştır. Mısır, Yunanistan, Roma ve
Çin gibi eski medeniyetlerde müziğin beden,
zihin ve ruh üzerinde derin bir etkisi olduğuna
inanılırdı. Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nde
de müziğin tedavi amacı ile kullanıldığı
bilinmektedir. Eski Yunanlılar, müziği her
türlü erdemin kökeni sayarken, Eski Roma’da
ise Celcus ve Aretaeus, müziğin ruhu
yatıştırdığını ve ruh hastalıklarını
iyileştirdiğini söylemişlerdir. Büyük Çin
filozofu Konfüçyüs ise müzikli terapi hakkında “müzik yapıldığı zaman kişilerarası ilişkiler
düzelir, gözler parlar, kulaklar keskin olur, kanın hareketi ve dolanımı sakinleşir” ifadesi ile
müziğin insanlar üzerindeki etkilerine dikkati çekmiştir. Türk tarihinde ise ilk olarak Farabi ve
İbn-i Sina müziğin iyileştirici etkilerini vurgulamıştır. Müzikle terapi köklü tarihine rağmen
20. Yüzyılda bir meslek olarak resmiyet kazanmıştır. 1950 yılından itibaren ise çeşitli
üniversitelerde program olarak yer almaya ve gelişmeye başlamıştır.
Günümüzde Müzik Terapisinin Kullanımı
Günümüzde yapılan araştırmalar, müzik dinlemenin endorfin adı verilen doğal ağrı kesicilerin
salınımını tetikleyebildiğini göstermiştir, böylece fiziksel olarak rahatlama sağladığı ve aynı
zamanda sinir sistemi üzerinde sakinleştirici bir etkisi olduğu, stres seviyelerini düşürdüğü
görülmüştür, bu da tıbbi işlemlerden geçen veya duygusal sıkıntı yaşayan hastalar için
özellikle faydalı olabilir. Müzikle etkileşim yoluyla, bireyler duygularını ifade edebilir ve
işleyebilir, bu da gelişmiş öz farkındalık ve psikolojik direnç sağlar. Depresyon veya anksiyete
gibi ruh sağğı sorunları yaşayan hastalar için müzik terapisi, diğer terapötik müdahaleleri
tamamlayan değerli bir tedavi yöntemi olarak hizmet edebilir. Ayrıca, müzik terapisi bilişsel
fonksiyonları geliştirebilir. Müzik aleti çalmak veya şarkı söylemek gibi müzikal aktivitelere
katılmanın, hafıza, dikkat ve yürütme işlevlerinde yer alan sinirsel yolları uyardığı
gösterilmiştir. Bu da inme veya Parkinson hastalığı gibi nörolojik bozuklukları olan bireylerin
rehabilitasyonunda müzik terapisinin kullanımına yol açmış, motor becerileri, konuşma ve
genel bilişsel yetenekleri iyileştirmek için kullanılmıştır.
Müzik Terapisinin Geleceği
Müzik terapisi büyük umutlar taşımasına rağmen, potansiyelini tam anlamıyla kullanmak için
biraz daha zaman gerekecektir. Müzik terapisinin faydalarını gösteren çalışmalar olmasına
rağmen, uygulama için net kuralların belirlenmesi ve farklı tıbbi durumlar için en etkili
yaklaşımların kesinleştirilmesi amacıyla daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Günümüz
toplumunda insanlar günlük yaşantılarında pek çok farklı stres faktörüyle karşılaşırken,
anksiyete ve depresyon gibi problemlerle boğuşurken müzik terapisine olan ihtiyaç ve
taleplerin giderek artacağı şüphesizdir…
Kaynakça:
Şekil 1
Yıldırım, M. (2021). Müzikle Tedavi: Tarihi, Gelişimi, Bağımlılıklarda Uygulanışı Ve
Türkiye’deki Müzik Terapi Uygulamaları . Turkish Academic Research Review , 6 (2) ,
477-497 . DOI: 10.30622/tarr.935092
Aydın, Esma. "MÜZİK TERAPİ: İŞLEYİŞ VE YAKLAŞIMLAR." (2012).
Meltem, U. Y. A. R., and Esra AKIN KORHAN. "Yoğun bakım hastalarında müzik terapinin
ağrı ve anksiyete üzerine etkisi." Ağ 23.4 (2011): 139-46.
SOSYAL ÖĞRENME TEORİSİ
Yağmur Ergör, 21 Ekim 2023
Günümüzde medya, küçükten büyüğe hepsimizin hayatında büyük rol oynar. Artık her bireyin ve
hatta çocukların, hem dijital hemde geleneksel medyaya erişimi çok kolaylaşştır. Şüphesiz eğitici
bir araç olurken, medyanın çocukların davranışsal gelişimleri üzerindeki etkisi konusunda artan bir
endişe bulunmaktadır.
Medya kullanımı ve şiddet içeriği
İK’in yaptığı "Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması" neticesinde, 6-15 yaş
grupları arası internet kullanımı 2021 yılı itibariyle %82.7 olmuş. Bu çocukların internet kullanım
amaçlarının büyük oranla paylaşım sitelerinden video izleme, sosyal medya kullanma ve oyun
oynamak olduğu belirtildi. Aynı araştırmada, bu yaş grubundaki çocukların hafta içi günde 2 saat 54
dakika sosyal medyada vakit geçirdikleri belirtildi. Bu yüksek teknoloji kullanımı istatiği dünyanın
diğer ülkelerine de bakıldığında aşağı yukarı aynıdır. O yüzden yazımın geri kalanında genelleme
yapıp bütün dünya çocuklarından bahsedeceğim. . Verilere göre, dijital medya çocukların günlük
hayatlarında büyük rol oynuyor. Bu sebeble medyanın çocuklardaki etkilerinin neden büyük bir
tartışma konusu olduğunu anlamak zor değildir. Yine İK’in yaptığı araştırmalara göre düzenli
dijital oyun oynadığını belirten 6-15 yaş grubundaki çocukların %54,3'ü savaş oyunlarını oynadığını
belirtti. Yakın zamanda dünyada yapılan diğer araştırmalara göre, şiddet medyada çok sık görülüyor.
Bir araya getirildiğinde, bu çalışmalar şiddet içeriğinin çocukların çok sık maruz kaldığı dijital
medyada yaygın olduğunu gösteriyor. Işte bu çalışmalara dayanarak sosyologlar, şiddet içerikli
medyanın çocukların davranışları üstündeki etkisini sorguluyor.
Şiddet içerikli medya ve çocuklarda saldırganlık
Şiddet içerikli medyanın çocukların davranışlarındaki
etkisini anlamak için ilk olarak Albert Bandura’nın
1960’lı yıllarda ortaya koyduğu sosyal öğrenme
teorisi’ ne (social learning theory) bakmak
gerekmektedir. Bu deney çocukların agresifliği nasıl
öğrendiklerini incelemek için yapılmıştır ve Bandura,
çocukların başka bir kişinin agresif davranışlarını gözlemleyerek bu davranışları öğrenebileceğini
kanıtlamaya çalışştır. Deneyde, çocuklar üç gruba ayrıldılar. Birinci grup bobo bebekle agresif bir
şekilde oynayan canlı modeli izledi. İkinci grup bebekle sakin şekilde oynayan modeli, üçüncü grup ise
hiçbir modele maruz kalmadı. Daha sonra çocuklara fırsat verildiğinde, birinci grup çocuklarda bebeğe
karşı agresif davranış eğilimi daha yüksek olurken diğer iki gruptaki çocuklarda bu eğilim çok daha azdı.
Bu deneyden yola çıkan Bandura, sosyal öğrenme teorisini geliştirdi ve insanların başkalarını
gözlemleyerek yeni davranışlar elde ettiğini kanıtlamaya çalıştı. Bu teori, günümüzde medya şiddeti ve
çocukların agresifliği arasındaki bağlantı üzerine bize önemli ışık tutar. Sürekli şiddet içerikli medyaya
maruz kalmak, çocuklar için şiddetin normalleştirilmesine, kabul edilebilir bir davranış olarak
görülmesine ve sonuç olarak taklit edilmesine yol açabilir. Ayrıca çocuklar, hayran oldukları karakterlerin
sergiledikleri agresif davranışları çekici bulabilir ve bu davranışları taklit etme eğilimi gösterebilirler.
Çeşitli araştırmalar bu teoriyi savunup, şiddet içerikli medyaya maruz kalan çocuklar ve saldırgan
davranışlar arasında güçlü bir bağ olduğuna dikkat çeker
Sonuç olarak Bandura’nın sosyal öğrenme teorisi bize medyada maruz kalınan şiddet ve
çocukların davranışları arasındaki ilişkiyi anlamak için iyi bir yol çizer. Fakat şu da bilinmelidir ki
bazı araştırmacılar bu ilişkinin karmaşık olduğunu, ve bireysel, ailesel ve çevresel faktörlerin daha
büyük bir etkisi olduğunu savunur.
KAYNAKÇA
Fitzpatrick, C., Oghia, M.J., Melki, J. & Pagani, L.S., 2016, ‘Early childhood
exposure to media violence: What parents and policymakers ought to know’, South
African Journal of Childhood Education 6(1), a431. http:// dx.doi.org/10.4102/
sajce. v6i1.431
İK Kurumsal (tuik.gov.tr)
20 Ekim sabahı büyük bir coşkuyla uyandık. Haftalardır
sabırsızlıkla beklediğimiz ve hazırlığını yaptığımız o gün
gelmişti. Ankara'ya gidecektik ve Ankara'daki Kıbrıslı
öğrencilerden oluşan bir takımla halı saha maçı yapacaktık.
Uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarımızla buluşacak
olmanın verdiği mutluluğun yanı sıra, maçı kaybetme
şüncesinin verdiği tatlı endişe de bizi tüm gece uyutmamıştı.
Ne de olsa bir aydır bu maç için çalışıyorduk.
Sabah erkenden tren garına gittik ancak orada aldığımız bir
haber bizi derinden etkiledi. Arkadaşımız Ali hasta olmuş,
hastaneye yatmıştı; bu yüzden Ankara'ya gelemiyordu. Başta bu
bizi çok üzse de Ali'nin iyi olduğunu bilmek bir nebze de olsun
içimizi rahatlatmıştı, ayrıca artık maçı kazanmak için bir nedenimiz daha vardı: Ali için yapacaktık.
Maç taktikleri ve stratejilerle geçen bir buçuk saatlik tren yolculuğunun ardından, maç yemeğimizi
Ankara Tren Garı'nda yedik.
Daha sonra kalacağımız yere yerleştik, sponsorumuz Mem’s Plus
Constitution tarafından yaptırılan formalarımızı giydik ve maçın
oynanacağı halı sahaya doğru yola çıktık. Halı sahaya
geldiğimizde gördüğümüz kalabalık, heyecanımızı ikiye katladı.
Çok sayıda Kıbrıslı arkadaşımız destek için oradaydı. İlk başta
deplasman takımı olarak bu kalabalıktan endişelensek de,
şüncemizin aksine bizi maç boyunca evimizde gibi
hissettirdiler. Ben Doğuş, Aler, Zeki, Özver, Burak ve Mustafa'dan
oluşan KTÖB Eskişehir takımı; Nevzat, Cevdet, Mehmet,
Hüseyin, Gürdal ve Can'dan oluşan KTÖB Ankara takımını 6-5
mağlup etti. Tam da adına yakışır şekilde geçen bu gösteri maçı,
gerek oynanan futbol gerek izlemeye gelenlerle ilerleyen
zamanlarda yapılacak olan Türkiye geneli KTÖB Ligi için büyük
bir beklenti ve ilgi oluşturdu.
Maçtan bir gün sonra yapılan büyük Ankara buluşması ise adeta bir Kıbrıs esintisi yarattı, gerek çalan
şarkılar gerekse yapılan gösteriler bizi ülkemizde hissettirdi. Memleket hasretiyle yanan bizler için bu
buluşma paha biçilmez bir final oldu.
KTÖB Ankara-Eskişehir Halı saha maçı
Doğuş Ertoprak, 12 Kasım 2023
Dergimizin ilk sayısında, derneğimizin resmî olarak kurulma tarihinden kasım ayına kadar,
Türkiye’deki tüm Kıbrıslı Türkleri birbirine kavuşturmayı amaçlayarak düzenlediğimiz ve tüm
üyelerimiz tarafından çok beğenilen etkinliklerimizden kısaca bahsetmek istiyorum.
Öncelikle ilk büyük buluşmamızı 11 Ağustos tarihinde
Lefkoşa’mızın en sevilen yerlerinden biri olan ve
buram buram tarih kokan Büyük Han’da 80’e yakın
üyemizin katılımıyla gerçekleştirdik. Büyük Han
buluşmamızın esas amacı derneği ve yönetim,
denetim, disiplin kurullarımızı üyelere tanıtmaktı. Bu
toplantımızda tüm üyelerimize söz hakkı vererek
onların fikirlerini ve sorunlarını dinledik, bu sorunlara
çözüm bulmak için çalışmalar yaptık.
Herkesin bildiği gibi Kıbrıs’ta “öğrenci şehri” denilince
akla ilk gelen yer Ankara’dır. Bizim de Kıbrıs Türk
Öğrenciler Birliği olarak üyelerimizin büyük bir
çoğunluğu Ankara’da ihtisaslarını yürütmektedir. Bu
çoğunluğa ses olabilmek için Türkiye çapında ilk
büyük etkinliğimizi Ankara Sosyo Pub’da
gerçekleştirdik . 100’lerce Kıbrıslı Türkü
Bahçelievler’de bir araya getirdik, az da olsa Kıbrıs
hasretimizi bastırmaya çalıştık. Ne mutluyum ki, bu
etkinliğimize 2023 girişli bir çok arkadaşımız katıldı ve
biz de onlara Ankara’da yalnız olmadıklarını,
ihtiyaçları olduğunda ulaşabilecekleri yüzlerce arkadaşları olduğunu gösterme fırsatı bulduk. Etkinlik
boyunca Kıbrıs geleneklerini yaşadık, yaşattık. Kurutulmuş zeytin dalı ile tüm üyelerimizi tütsüledik
ve sonrasında hep birlikte Kıbrıs’a özgü halk dansı müzikleri eşliğinde oyunlar oynadık. Her zamanki
gibi üyelerimizce çok beğenilen etkinliklerden birini gerçekleştirdik. 10 Kasım akşamı Ulu Önder
Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak için KTÖB-TR olarak Anıtkabir’de bir araya geldik. Bu özel günde
yaklaşık 35 Kıbrıslı Türk, önderimiz Mustafa Kemal’i selamladık.
Dernek Etkinlikleri
Beliz Süngü, 12 Kasım 2023
Bunların dışında İstanbul’da, İzmir’de ve Eskişehir’de, o bölgede eğitim gören arkadaşlarımızla
çeşitli etkinlikler düzenleyip herkesin birebiriyle tanışmasını sağladık.
Tüm bu etkinliklerimiz sayesinde Türkiye’nin farklı farklı bölgelerinde bütün Kıbrıslı öğrencileri bir
araya getirmek, memleket özlemlerini gidermek ve bir aile ortamı oluşturmak bizim için gurur
vericiydi.
Her ay farklı etkinliklerde görüşmek üzere…
MACARISTAN FIDESZ DEMOKRATIK GERILEME
Hüseyin Arsal, 23 Ekim 2023
‘’ 2010’dan beri Macaristan AB siyasetini inkar ediyor. Macaristan eski takımı Doğu
Bloğu’na transferini mi istiyor? Aktivist gençlerden nasıl otoriter-muhafazakar bir iktidar
doğdu? Fidesz metamorfozu ve Viktor Urban …‘’
B
ağımsız bir devlet olan Macaristan, 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği üyesidir.
1949-1989 arası sosyalist cumhuriyet olan Macaristan 1989'dan bu yana liberal
demokratik sistemde işleyen parlamenter bir cumhuriyettir. Başbakan, hükümetin başıdır ve
sistemde etkili bir role sahiptir.
Cumhurbaşkanı ise devlet başkanı sıfatı ile büyük ölçüde sembolik bir konuma sahiptir.
Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloğu’nda yer alan Macaristan’da bugün bile demokrasi ve
insan hakları tartışma konusudur. Macaristan demokrasisi ile ilgili bu tartışmalar artmaktadır.
Çeşitli araştırma kurumları Macaristan'ı ‘kusurlu demokrasi’ olarak değerlendiriyor. Bunun
sorumluluğu Macaristan'da 2010'dan bu yana iktidarda olan Viktor Orban liderliğindeki
Fidesz iktidardan kaynaklandığı düşünülüyor.
Macar siyasi sisteminde güncel olarak iki ana grup vardır; bunlardan ilki, sağcı FIDESZ-
KDNP koalisyonudur ve uzun süredir iktidardadır. Bunun karşısında son seçimde Macaristan
İçin Birlik adıyla kurulan 6 partili bir grup vardır. Bunlar düşünsel konumu itibariyle
merkezden sola doğru bir sırayla Demokratik Koalisyon, MSZP, Jobbik, Dialogue, LMP-
Yeşiller, Momentum partileridir. Bu iki koalisyonun içinde yer almayan aşırı sağcı Mi Hazánk
Mozgalom (Vatan Hareketimiz) ve yerleşik siyasetle dalga geçen Magyar Kétfarkú Kutya Párt
(Macar İki Kuyruklu Köpek Partisi) adlı küçük partiler de bulunmaktadır. Macar kilisesi de
büyük oranda siyasetle iç içedir.
Macaristan diğer AB ülkelerinden farklı olarak sivil özgürlükler bağlamında devamlı bir
demokratik daralma trendi izliyor. Orban siyaseti gün geçtikçe AB’den uzaklaşmakta ve
alternatif bir dış politika geliştirmekte. Rusya ile olan yakınlık ve Türk Devletleri
Teşkilatı’nda gözlemci üye statüsü kazanılması bu dış politika stratejisinin bir parçası. Fakat
Fidesz’in politik duruşu önceleri daha farklıydı. 1988'de bir öğrenci hareketi olarak kurulan
Fidesz adı Fiatal Demokraták Szövetsége (Genç Demokratlar Birliği) kelimelerinin ilk iki
harflerinin birleştirilmesiyle oluştu. Komünist yönetime karşı liberal ve anti-komünist ve
çoğunlukla öğrencilerden kurulan bu hareket modern Macaristan tarihinde pek çok alanda
ilerici ve otoriter sistemlere karşı bir tutum sergiledi. Daha sonra parti kendini revize etti. 35
yaşının üstündekilerin partiye üye olamamasına ilişkin koşul 1993 yılındaki kongrede parti
tüzüğünden kaldırıldı. 1989'da Thorolf Rafto Ödülü'nü kazanan hareket, 1990'da düzenlenen
serbest seçimlerde oyların yüzde 8,95'ini aldı. 1992'de Liberal Enternasyonal üyesi oldu fakat
1994 seçimlerinde oylarının gerilemesinin neden olduğu hayal kırıklığı partinin muhafazakâr
bir çizgiye kaymasına neden oldu. Fidesz, başlangıçtaki klasik liberal ve Pro-Avrupacılık
ideolojilerinden çıkarak merkez sağ ve ulusal muhafazakârlık çizgisine doğru kaydı.
Muhafazakâr bir çizgiye kayış, parti üyeleri arasında ciddi bir bölünmeye sebep oldu. Péter
Molnár, Gábor Fodor ve Zsuzsanna Szelényi gibi önemli figürler de dahil olmak üzere, bazı
üyeleri partiden ayrıldı ve liberal partiye katıldılar. 1992 yılının Eylül ayında, Victor Orbán,
Liberal Enternasyonel'in başkan yardımcılığına seçildi. Ancak Kasım 2000'de Fidesz, Liberal
Enternasyonal'den ayrıldı ve muhafazakâr enternasyonal olan Avrupa Halk Partisi'ne katıldı.
1998 genel seçimlerinde Fidesz, parlamentoda çoğunluğunu elde etti ve Viktor Orbán ilk kez
başbakan seçildi. Ancak Orbán ve Fidesz, 2002 ve 2006 genel seçimlerini Macar Sosyalist
Partisi'ne karşı az farkla kaybetti ve Orbán sekiz yıl boyunca ana muhalefet lideri olarak
siyaset yaptı. Zaman içinde sosyalist hükûmete olan destek azaldı, hatta dönemin sosyalist
başbakanı Ferenc Gyurcsány'ın basına kapalı bir toplantıda, nahoş bir üslûp kullanarak
konuşması ve bürokratların halka yalan söylediğini itiraf etmesi ve ardından bu konuşmasının
basına sızdırılmasıyla başlayan sürecin ardından sosyalist parti desteğini iyice kaybetti ve
Fidesz, 2010 genel seçimlerini ezici bir çoğunlukla kazandı. Ardından Orbán'ın
başbakanlıktaki 2. dönemi başladı. Ekonomik politikalar ve AB ile olan ilişkiler büyük ölçüde
farklılaştı.
Kaynakça
Szabados, György (2016). "Vázlat a magyar honfoglalás Kárpát-medencei hátteréről" [Outline of the
background of the Hungarian conquest of the Carpathian Basin]. Népek és kultúrák a Kárpát-
medencében [Peoples and cultures in the Carpathian Basin] (in Hungarian). Magyar Nemzeti Múzeum.
Szőke, Béla Miklós (2014). The Carolingian Age in the Carpathian Basin. Budapest: Hungarian National
Museum.
Szakacs, Gergely (3 Nisan 2022). "Orban on track for crushing victory as Ukraine war solidifies support
"Democracy Index 2020". Economist Intelligence Unit
Tiryakian, Edward (2020). New Nationalisms of the Developed West: Toward Explanation. In Hungary, Orbán
and his social conservative Fidesz
Anderson, Jay Colin (2001). The Government and Party Systems of Hungary (1990-2000). Indiana University.
s. 94.
Pirro, Andrea (2015). The Populist Radical Right in Central and Eastern Europe. Routledge. s. 154.
Annar, Dora (1 Aralık 2020). "Viktor Orbán became the longest-serving prime minister of Hungary". Daily
News Hungary
Chris Hadfield’den ‘Uzayda İlk Albüm’
Demren Erciyas, 29 Ekim 2023
Chris Hadfield, Ontario, Kanada'da doğdu.
Güney Ontario'da bir mısır çiftliğinde yaşarken genç yaşta
uçmaya ilgi duyan Hadfield, Apollo'nun Aya inişinden
etkilenerek dokuz yaşındayken astronot olmaya karar verdi.
Hadfield, liseden kız arkadaşı Helene ile evlidir ve üç çocuk
babasıdır.
Hadfield, 1959’da uzayda yürüyen ilk Kanadalı astronot
unvanını aldı. Savaş pilotu olan ve uzay mekiği ile uçuş
görevinde bulunan Hadfield, 2012 yılında başlatılan Soyuz
TMA-07M projesinin parçası oldu, mürettebatı komuta eden
ilk Kanadalı oldu.
Hadfield, Dünya’ya dönmeden önce 1969 yılında David
Bowie’nin kariyerinin ilk şarkısı olan ‘Space Oddity’ adlı
parçasını yeniden yorumlayarak yerçekimsiz ortamdaki ilk müzik videosunu çekti. Major Tom adlı
hayali bir astronotun uzaya fırlatılışı hakkında olan şarkı, Mayıs 2013’te Kanadalı astronot Chris
Hadfield’ın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda çektiği klipten sonra tekrar ün kazandı. Bu klip, uzayda
çekilen ilk klip olarak tarihe geçti.
Klip, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun piyano eşliğinde dönmesiyle başlar. Gemide, duvara asılmış
‘Recording in Session’ yazısı görünür. Chris Hadfield, büyük yuvarlak bir camdan eşsiz manzaraya
bakar ve ardından şarkının sözlerine giriş yapılır.
2012 yılının noel arifesinde Chris Hadfield, kardeşi Dave ile
yazdığı orijinal şarkısı “Jewel in the Night” Youtube’a yüklenir.
Uzayda kaydedilen ilk şarkı olan “Jewel in the Night” basit bir
melodiye sahiptir. Gitar eşliği hariç diğer enstrümanlar sonradan
şarkıya eklenmiştir.
Hadfield, 2015’te “Space Sessions: Songs from a Tin Can” adlı
albümü çıkardı ve “Space Oddity” tek cover şarkı olarak yer aldı.
Albümdeki diğer bütün şarkılar, aile üyeleriyle birlikte yazılan şarkılardan oluşuyor. Kardeşi Dave ile
birden fazla beste yapan Hadfield’ın şarkıları arasında oğluyla yaptığı bir eser de vardır.
Chris Hadfield, “I Wonder If She” ile eşine duyduğu aşkı; “Space Lullaby”i ise kızına ithafen
yazmıştır. Uzayda geçirdiği 166 gün sonra eve dönen Chris Hadfield’ın “Space Sessions: Songs from
a Tin Can” albümü, 8 Ekim 2015’te Spotify’da yayınlandı.
“Space Oddity” şarkı sözleri
“Ground Control to Major Tom
Ground Control to Major Tom
Take your protein pills and put your helmet on
Ground Control to Major Tom
Commencing countdown, engines on
Check ignition and may God's love be with you”
KAYNAKÇA
Zalman, Paige, "Listening for the Cosmic Other: Postcolonial Approaches to Music in the
Space Age" (2019). Graduate Theses, Dissertations, and Problem Reports. 3797.
Resim 2
Gerçek Yıldız Adam: David Bowie, Kanadalı astronot Chris Hadfield'ın 'Space Oddity'
kapağını destekliyor | Bağımsız | Bağımsız (independent.co.uk)
Resim 1
The Singing Astronaut | Chicago News | WTTW
SİZİN DE YAZILARINIZ DERGİMİZDE YER
ALSIN İSTER MİYDİNİZ?
Dergimizin ilerdeki sayılarında üyelerimizden gelen makalelere yer vermek istiyoruz.
Eğer ilginizi çeken konularda araştırma yapmak ve yazılar yazmak ilginizi çekiyorsa
bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin!!
KTÖB-TR
KTÖB-TR